| Sanatçı | Thomas Allom (1804-1872) |
| Gravür Yapan | Henry Bryan Hall (1808-1884) |
| Basım Tarihi | 1838-1839 |
| Baskı Türü | Çelik Baskı |
| Kategori | Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye |
| Kaynak | Constantinople And The Scenery Of the Seven Churches of Asia Minor Illustrated…, With an historical Account of Constantinople, and Descriptions of the Plates… (Fisher, Son & Co. London & Rue St. Honore, Paris) |
Bu gravür, Osmanlı İstanbul’unda gündelik hayatın en dikkat çekici mesleklerinden biri olan “Türk yazıcı” figürünü gözler önüne sermektedir. Yazıcılar (Arzuhalciler), okuma yazma bilmeyen geniş halk kesimleri için mektuplar, devlet kurumlarına dilekçeler (arzuhal) ve muskalar hazırlayan, toplumun yazılı kültür ile olan bağını sağlayan önemli aracılardı. Bu yönüyle yazıcılar, halk ile devlet arasında aracılık yapan, adeta bir “halk katibi” niteliği taşırlardı. Özellikle arzuhalciler, mahkemelere ve Divan-ı Hümayun’a sunulacak dilekçeleri hazırlayarak sıradan bireylerin sesini resmi kurumlara ulaştıran vazgeçilmez bir meslek grubuydu. Geçimini yazı işiyle sağlayan bu kişiler pazar yerlerinde, cami avlularında ve sokak başlarında rahatlıkla görülebilirdi. Kuşaklarına kılıç veya silah sokmak yerine, yanlarında pirinçten mürekkep hokkası ve divit mahfazası taşımaları, onların kalem ehli olduklarını simgelerdi. Masaları genellikle basit bir tahta parçasından ibaret olsa da, kalemleri tıpkı Romalılarınki gibi kamıştan yapılırdı. Bu mütevazı görünümlerine rağmen, toplumun gözünde “her konuyu yazıya dökebilecek” kudrete sahip kişiler olarak saygı görürlerdi. Gravürde, bir cami avlusunda önünde küçük bir yazı sehpası ve kağıtlarla diz üstü oturmuş bir yazıcı görülmekte, çevresinde ise ona başvuran kadınlar ve bir çocuk resmedilmektedir. Kadının işaret ederek yazıcıya bir şeyler anlatması, yazıcının yalnızca yazıyı aktaran bir katip değil, aynı zamanda halkın duygularını, dileklerini ve gündelik sorunlarını yazıya döken bir tercüman işlevi gördüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Gravürün yer aldığı “Constantinople And The Scenery Of the Seven Churches of Asia Minor Illustrated…” adlı kitapda belirtildiği üzere gravürde bir annenin kızı için arzuhalciye muska yazdırması betimlenmiştir. Osmanlı toplumunda muskaların hastalığa, büyüye, kötü ruhlara, düşmanların gazabına ve hırsızlara karşı koruma sağladığına inanılırdı. Yazıcılar, Kur’an’dan seçtikleri ayetlerin yanına çeşitli sembolik işaretler ekleyerek bu muskaları hazırlar, böylece müşterilerine yalnızca bir yazılı belge değil, aynı zamanda manevi bir güvenlik aracı sunarlardı. Gravürde çocuk için hazırlanan “Kef Meryem” (Meryem’in eli) adı verilen muska türü ise çocukları kötülüklerden ve nazardan koruduğuna inanılan en yaygın tılsımlardandı. Bu tür muskalar genellikle kağıt veya mavi cam üzerine yazılarak çocukların başına ya da göğsüne takılırdı. Ayrıca, aynı kitapta bu gravür hakkında bilgi verilirken, Osmanlı toplumu yalnızca mektuplar aracılığıyla değil, sembolik haberleşme yöntemleriyle de iletişim kurdukları belirtilmiştir. Bunların başında çiçeklerle yapılan haberleşme gelirdi. Çiçek buketleri, yazılı mektupların yerine geçen alegorik bir dil niteliği taşırdı. Örneğin gül, mutluluk ve güzelliği; portakal çiçeği ümidi; kadife çiçeği umutsuzluğu; horoz ibiği sadakati; lale ise vefasızlık karşısında sitemi temsil ederdi. Özellikle okuma yazma bilmeyen aşıkların sevgililerine duygularını iletmesinde bu sembolik dilin büyük önemi vardı.