GRAVÜR DÜNYASI
Dijital Gravür Kütüphanesi
İstanbul Kapıları 1. Yedikule Kapısı 2. Eğrikapı 3. Samatya Kapısı 4.Topkapı 5. Edirnekapı 6. Mevlanakapı - C.Robinson - 1877
GOT109101
Yüksek çözünürlüklü görseller için bizimle iletişime geçin.

İstanbul Kapıları 1. Yedikule Kapısı 2. Eğrikapı 3. Samatya Kapısı 4.Topkapı 5. Edirnekapı 6. Mevlanakapı

SanatçıC.Robinson
Basım Tarihi1877
Baskı TürüTahta Baskı (Gazete-Arkası Yazılı)
KategoriOsmanlı İmparatorluğu ve Türkiye
KaynakThe Illustrated London News (March 17, 1877-Page 245)

Açıklama

Bu gravür, 17 Mart 1877 tarihli The Illustrated London News gazetesinde yayımlanmış olup “The Gates of Constantinople” (İstanbulu’un Kapıları) başlığını taşımaktadır. Gravürde, Osmanlı dönemi İstanbul’unun kara ve deniz surlarına açılan önemli giriş kapılarından altısı detaylı şekilde betimlenmiştir. Aşağıda, bu gravürle ilgili haber metninin Türkçe tercümesi, özgün anlamı korunarak özet olarak verilmiştir; “Konstantin’in imparatorluk şehri, hala bütün Hristiyan aleminin dilinde onun adını taşımaya devam etmektedir. Fakat bu şehre, 423 yıldır hakim olan Türkler “Stamboul” ya da “İstambol” demektedir. Bu adın, bazılarına göre, Yunanca “Şehre doğru” anlamına gelen üç kelimenin bozulmuş hali olduğu düşünülmektedir. Bu ifade, Bizans İmparatorluğu döneminde, taşradaki halk arasında başkent kastedilerek sıkça duyuluyordu. Antik Byzantion, M.Ö. 7. yüzyılda Megaralı bir Yunan kolonisince kurulmuştur. Şehir, Yunanlar ile Persler arasında gerçekleşen pek çok çetin savaşa sahne olmuştur. Daha sonra da Spartalılar, Atinalılar ve Makedonyalılar arasında el değiştirmiştir. Ancak miladımızın başlangıcından önce Roma'nın fetih gücüne boyun eğmiştir. M.S. 330 yılında, Roma’nın ilk Hristiyan imparatoru, bu görkemli şehri kurmuş ve şehir 1000 yılı aşkın bir süre boyunca Doğu’nun Hristiyan başkenti olmuştur. Şimdi ise dört yüzyıldan uzun bir süredir Osmanlı yönetiminin merkezidir. 13.yüzyılda şehir Batılı Haçlılar tarafından ele geçirilmiş ve bir Flaman hanedanının prensler konfederasyonuna dayanan bir yönetimi altına girmiştir. Ancak Bizans İmparatoru VIII. Mihail, şehri iki yüz yıl daha Müslüman düşmanlara karşı savunmuştur. 15. yüzyılda dahi, Fransa ve İngiltere’deki iç savaşlar olmasaydı, Hristiyan Avrupa tarafından yeniden kurtarılabilirdi. Bu ünlü şehrin konumu (Boğaz’ın güney ucunda, Marmara Denizi’ne hakim bir burun üzerinde yer alması ve doğal liman olan Haliç’i gözetlemesi) her zaman dikkat çekmiştir. Boğaziçi, kimi zaman “Altın Boynuz” olarak da adlandırılır ve Pera ile Galata adlı iki Hristiyan mahallesine sahiptir. Bunlardan ilki Avrupalı ziyaretçilerin yaşadığı yerdir, ikincisinde ise Sultan’ın tebaası olan Rumlar ikamet eder. Boğaziçi’nin karşısındaki Asya yakasında ise tamamen Türklerden oluşan Üsküdar yer alır. Bu sayımızda sunduğumuz çizimler, özel ressamımızın eskizlerinden alınmıştır ve İstanbul’un kapılarını göstermektedir. Şehir tamamen tuğla ve taştan örülmüş surlarla çevrilidir. Bu surlar, Doğu Roma İmparatorları tarafından yapılmıştır ve yaklaşık 13 mil uzunluğundadır. Surların üçte ikisi, Yedikule'den Sarayburnu’na, Boğaziçi’ne ve Haliç’e kadar Marmara kıyısı boyunca uzanır. Geriye kalan kısmı ise karada uzanır ve burası, Stamboul’un bulunduğu burun boyunca uzanan üçlü surlardan oluşur. Bu surlar hendeklerle ve birçok kuleyle donatılmıştır Bu surlar, Orta Çağ’a ait kale mimarisinin çeşitli örneklerini sunar, ancak günümüzde bir dizi kalıntı ve yıkıntı halindedir. Günümüzde ise bu yapılar, pitoresk (resimsel) harabeler olarak görünmektedir. Kentin kara tarafında yedi kapı, Haliç ve Boğaziçi tarafında on iki kapı, Marmara Denizi tarafında ise yedi kapı bulunmaktadır. Fakat bazıları duvarla kapatılmıştır. Türkçede “kapı” anlamına gelen kelime “Kapou” ya da “Kapouh”tur ve bu kelime, gravürlerimizde gösterilen pek çok kapının adında geçmektedir. İstanbul’un genel görünümünde ilk görülen kapılardan biri Yedi Kule’dir. Şehrin güney surlarına, Marmara Denizi ile Haliç arasındaki buruna yakındır. Bu kapının yakınında, Bizans ve erken dönem Osmanlı dönemine ait çeşitli yapılar yer alır. Bunlar arasında hastaneler, Yunan ve Ermeni kiliseleri ve türbeler bulunur. Bir sonraki kapı Eğri Kapıdır. “Eğri Kapı” adı, Yunan mimar Charsis’ten dolayı “Charsian Kapısı” olarak da bilinir. Bazen Bulgar Kapısı olarak da anılır. Bu kapı da şehrin batı tarafındadır. İmparator Jüstinyen’in Konstantinopolis’e zaferle giriş yaptığı kapı da burasıdır. Hemen kuzeyinde Edirne Kapısı yer alır. Bu kapı Edirne’ye giden yola açılır ve Edirne, Osmanlıların İstanbul’u 1453’te almadan önceki siyasi merkezidir. Mevlevi Yeni Kapısı, çok dikkat çekici değildir. Bunların hepsi kara tarafındaki kapılardır. Gravürlerde gösterilen diğer iki kapı, Samatya Kapısı ve Top Kapısıdır. Top Kapısı, “Aziz Roman Kapısı” olarak da bilinir. 1453 öncesinde Türk ordusunun en şiddetli saldırılarını yaptığı ve nihayetinde şehrin surlarında gedik açtığı yerdir. Türk bayrağı da ilk kez burada dikilmiştir. Rum egemenliğinin çöküşünden ve Osmanlı hükümetinin şekil değiştirmesinden bu yana, İstanbul’daki pek çok kapı artık kullanılmamaktadır. Türklerin, Avrupalı orduların aksine çok sayıda araba ya da tekerlekli araç kullanmaması, tüm lojistik malzemelerini birkaç gedikten aynı anda geçirmelerine neden olmuştur. Bu yazıda yer verilmeyen bazı kapılar şunlardır: Bahçe Kapısı (Baghtche Kapousi), Yahudi Kapısı (Chifoot Kapousi), Balık Pazarı Kapısı (Baluk-Bazar), Zindan Kapısı (Lindoou), Odun Ambarı (Odoun), Camcılar Kapısı (Jubali), Saray Kapısı (Balat), Hayvanhane (Haivan Serai), Kasaplar Kapısı (Chiflik), Ahır Kapısı (Akhur), Nar Bahçesi (Narlı), Fener Kapısı (Fanar), Kum Kapısı (Koum Kapousi), Davud Paşa Kapısı, ve diğer birkaç kapı daha ve bunların hepsi deniz tarafına açılır. Şehrin içindeki ünlü ve görkemli yapılardan burada bahsetmedik: 6. yüzyılda Jüstinyen tarafından yaptırılan Ayasofya, günümüzde camiye çevrilmiştir. Ahmediye, Süleymaniye ve Fatih Camii, Atmeydanı (Hipodrom), Babıali, Saray-ı Atik (Eski Saray) ve Sultan Türbeleri de bu yapılar arasındadır.”