| Sanatçı | William Henry Bartlett (1809-1854) |
| Gravür Yapan | Robert Wallis (1794-1878) |
| Basım Tarihi | 1854 |
| Baskı Türü | Çelik Baskı |
| Kategori | Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye |
| Kaynak | The Beauties Of The Bosphorus |
“Galata Kulesi” başlıklı bu gravürün yer aldığı “The Beauties of the Bosphorus-Boğaziçi’nin Güzellikleri” adlı kitapda Galata Kulesi ve çevresi ile ilgili yazılı bilgiler özetle şöyledir; Galata, Pera’nın eteklerinde yer almakta ve İstanbul’un Avrupa ile bağlantısını sağlayan en önemli liman ve ticaret merkezlerinden biri olarak tanımlanmaktadır. Galata adının kökeni Bizans döneminde “süt pazarı” anlamına gelen gala sözcüğüne dayandırılır. Semt, Haçlı Seferleri sırasında Cenevizliler tarafından bir ticaret merkezi olarak geliştirilmiş, Boğaziçi ile Haliç arasındaki stratejik konumu sayesinde geniş bir ticaret ağına sahip olmuştur. Ancak artan refah Venediklilerin kıskançlığını çekmiş ve Venedik saldırıları sonucunda Galata büyük ölçüde yıkılmıştır. Yenilgiye uğrayıp evsiz kalan Cenevizliler, Haliç’in karşı kıyısında bulunan İmparator Kantakuzenos sığınmışlar ve imparator Cenevizlilerin evlerini yeniden inşa etmelerine ve kasabalarını bir sur ile çevirmelerine, bu suru da geniş bir hendekle korumalarına izin vermiştir. Galata Kulesi, kitabın yazıldığı dönemde yıkıntı haline gelmiş ve savunma özelliğini yitirmiş olan bu sur hattı üzerinde yer almaktadır. Galata Kulesi, hayatlarını ve mallarını savunurken ölen Ceneviz yerleşimcilerinin anısına ve savunma amacıyla inşa edilmiştir. Ancak kule zamanla kısmen harap olmuş, hem kullanışsız hem de tehlikeli hale gelmiştir. Kulenin çevresinde zarif bir bahçe yer aldığı ve özellikle Marmara’dan gelip Haliç’e yaklaşanlara oldukça etkileyici bir manzara sunduğu kitapta belirtilmektedir. Ayrıca, Galata duvarların harap haline rağmen, Galata ile Pera’yı ayıran kapıların hala her gece Türk Bekçiler tarafından kapatıldığı da belirtilmiştir. Kitap’ta da vurgulandığı üzere kule, yalnızca askeri-stratejik bir yapı değil, aynı zamanda şehrin siluetine yön veren anıtsal bir unsur olarak ele alınmıştır. Seyyahların gözünde kule, hem Pera ile Galata’yı birbirinden ayıran surların bir parçası hem de İstanbul’un deniz ticaretini gözetleyen bir “nöbetçi” gibidir. Galata Kulesi, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde de farklı işlevler üstlenerek, fener kulesi, zindan, rasathane ve yangın gözetleme noktası olarak kullanılmıştır. 1509’daki “Küçük Kıyamet” depreminde ağır hasar gören kule, II. Bayezid döneminde onarılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman devrinde zindan olarak işlev gören kule, III. Murad döneminde kısa bir süre gözlemevi olmuş, IV. Murad devrinde ise Hezarfen Ahmed Çelebi’nin Üsküdar’a yaptığı tarihi uçuşa tanıklık etmiştir. 18. yüzyılda yangınları haber veren bir haberleşme merkezi haline gelen kule, 1794 yangınında külahını kaybetmiş, Sultan III. Selim’in emriyle yeniden onarılmıştır. II. Mahmud döneminde “Ampir” üslubunda yenilenmiş, üst katları kemerli cihannüma olarak düzenlenmiş ve ahşap külah eklenmiştir. 1875 fırtınasında külah uçmuş, yerine sekizgen planlı katlar yapılmış ve bu görünüm 1964’e kadar korunmuştur. 1964–1967 yılları arasında yapılan restorasyonlarla yapısı güçlendirilmiş, 2020 yılında gerçekleştirilen son restorasyonla ise müze işlevi kazanmıştır. Bugün Galata Kulesi, hem İstanbul’un simge yapılarından biri hem de geçmişteki çok katmanlı tarihsel süreçlerin mimari bir tanığı olarak varlığını sürdürmektedir.