| Sanatçı | John Martin (1789-1854) |
| Gravür Yapan | John Martin (1789-1854) |
| Basım Tarihi | 1831 |
| Baskı Türü | Asit Yedirme-Mezzotint |
| Kategori | Din |
| Kaynak | The Paradise Lost by John Milton - London, James Sangster & Co. |
Bu gravür, İncil’in Eski Ahit kısmının Tekvin (Yaratılış) kitabı 6. bölüm, 7. ayetinde anlatılan “Yeryüzünde yaşayan bütün canlılar yok oldu; kuşlar, evcil ve yabanıl hayvanlar, sürüngenler, insanlar, soluk alan bütün canlılar öldü.” ifadesine istinaden “Büyük Tufan” sahnesini betimlemektedir. Gravürde, tufanın şiddetiyle sular altında kalan bir dünyada, hayatta kalmaya çalışan insan figürleri ön plana çıkmaktadır. Ana figürler, panik içinde sığınacak yer arayan kadınlar, korumaya çalışan erkek figürleri ve çocukları kurtarma çabası içinde olan annelerdir. En dikkat çekici unsur, sahnenin sağ üst kısmındaki kayalığın tepesinde yer alan ve kolunu gökyüzüne doğru kaldıran kaslı erkek figürüdür. Bu figür, çaresizlik içinde yardım arayan bir lider veya kurtuluş arayışının sembolü gibidir. Onun hemen arkasında ve çevresinde yer alan kadın figürleri, küçük çocuklarını kollarıyla kavramış, koruma içgüdüsüyle hareket etmektedirler. Bu kompozisyon, özellikle anne-çocuk ilişkisi ve insani çaresizliği ön plana çıkarmaktadır. Orta altta yer alan kadın, sudan kurtulmaya çalışan bir diğer kadına yardım etmek ister gibidir, ancak suyun gücü karşısında bu çaba beyhudedir. Ayrıca, alt sol köşede beliren yılan figürü, kayalıklar arasında kıvrılarak uzanan bir yılan figürü açıkça görülmektedir. Yılan, Kutsal Kitap ikonografisinde genellikle günah, ayartma ve düşüş temalarını simgelemektedir. Bu bağlamda, tufan sahnesine yerleştirilmiş bir yılan figürü, tufanın yalnızca fiziksel bir felaket değil, aynı zamanda insanlığın ahlaki çöküşünün bir sonucu olduğunu ima etmektedir. Gravür, sağ üst arka planda yer alan ve uzaklarda neredeyse silik bir şekilde görünen Nuh’un Gemisi ise kurtuluşun tek sembolü olmasına rağmen, ön plandaki insanlar için artık erişilemez bir umudu temsil etmektedir. Bu sahne, Tanrı’nın yalnızca seçilmişleri kurtardığına ve geride kalanların kaderine terk edildiğine dair ilahi adalet vurgusunu güçlendirmektedir.