| Sanatçı | David Wilkie (1785-1841) |
| Gravür Yapan | Robert Staines (1805-1849) |
| Basım Tarihi | 1850's |
| Baskı Türü | Çelik Baskı |
| Kategori | Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye |
Bu gravür, Osmanlı İstanbul’unda gündelik hayatın en dikkat çekici mesleklerinden biri olan “Türk yazıcı” figürünü gözler önüne sermektedir. Yazıcılar (Arzuhalciler), okuma yazma bilmeyen geniş halk kesimleri için mektuplar, devlet kurumlarına dilekçeler (arzuhal) ve muskalar hazırlayan, toplumun yazılı kültür ile olan bağını sağlayan önemli aracılardı. Bu yönüyle yazıcılar, halk ile devlet arasında aracılık yapan, adeta bir “halk katibi” niteliği taşırlardı. Özellikle arzuhalciler, mahkemelere ve Divan-ı Hümayun’a sunulacak dilekçeleri hazırlayarak sıradan bireylerin sesini resmi kurumlara ulaştıran vazgeçilmez bir meslek grubuydu. Geçimini yazı işiyle sağlayan bu kişiler pazar yerlerinde, cami avlularında ve sokak başlarında rahatlıkla görülebilirdi. Kuşaklarına kılıç veya silah sokmak yerine, yanlarında pirinçten mürekkep hokkası ve divit mahfazası taşımaları, onların kalem ehli olduklarını simgelerdi. Masaları genellikle basit bir tahta parçasından ibaret olsa da, kalemleri tıpkı Romalılarınki gibi kamıştan yapılırdı. Bu mütevazı görünümlerine rağmen, toplumun gözünde “her konuyu yazıya dökebilecek” kudrete sahip kişiler olarak saygı görürlerdi. Gravürde, küçük bir yazı sehpası ve kağıtlarla diz üstü oturmuş bir yazıcı görülmekte, çevresinde ise ona başvuran kadınlar resmedilmektedir. Kadının işaret ederek yazıcıya bir şeyler anlatması, yazıcının yalnızca yazıyı aktaran bir katip değil, aynı zamanda halkın duygularını, dileklerini ve gündelik sorunlarını yazıya döken bir tercüman işlevi gördüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Bu bağlamda gravür, Osmanlı toplumunda okuryazarlığın sınırlılıklarına rağmen yazının kamusal hayatta nasıl dolaşıma girdiğini ve sözlü talebin, profesyonel bir yazıcı eliyle belgeye dönüşerek hukuki ve idari süreçlere eklemlenişini temsil etmektedir.