| Sanatçı | William Henry Bartlett (1809-1854) |
| Gravür Yapan | John Cousen (1804-1880) |
| Basım Tarihi | 1854 |
| Baskı Türü | Çelik Baskı |
| Kategori | Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye |
| Kaynak | The Beauties Of The Bosphorus |
Emirgan, Boğaziçi’nin en güzel köylerinden biri olarak 19. yüzyılda seyyahların gözünde hem doğal güzellikleri hem de toplumsal hayatıyla dikkat çekmiştir. Gravürde her ne kadar “Istenia–İstinye” olarak adlandırılsa da, aslında betimlenen yer eski adı Mirgün olan Emirgan’dır. 1635’te Sultan IV. Murad’ın bu bölgeyi Emirgüneoğlu Tahmasb Kulu Han’a (Yusuf Paşa) vermesiyle alan önce “Emirgüne Bahçesi”, ardından “Mirgün Bahçesi” ve “Mirgün” olarak anılmış ve zamanla tüm bölge Emirgan adıyla tanınmıştır. Gravürdeki en dikkat çekici yapı ise Sultan I. Abdülhamid’in 1782’de yaptırdığı ve bugün Emirgan’ın simgesi haline gelen 1. Abdülhamid Çeşmesidir. Sekiz cepheli, kubbeli ve geniş saçaklı bu mermer çeşme, cami ve hamamla birlikte inşa edilmiştir. Sultan, çeşmeyi eşi Hümaşah Kadın ve oğlu Şehzade Mehmed’in hatırasına yaptırdığı için yapı bu adlarla da anılmıştır. Türk Barok üslubunun zarif örneklerinden biri sayılan çeşmenin cephelerinde kabartmalar, Es’ad el-Yesari’nin yazdığı kitabeler, Sultan tuğrası ve Mehmed Emin’in işlediği Kur’an ayetleri bulunmaktadır. “Istenia, Near Therapia” başlıklı bu gravürün yer aldığı “The Beauties of the Bosphorus-Boğaziçi’nin Güzellikleri)” adlı eserde Emirgan ile ilgili yer alan yazılı bilgiler kendi yorumumuzla birlikte özetle şöyledir; Boğaziçi’nin en güzel noktalarından birinde yer alan ve Yunanlıların “Mirgheun” adıyla andığı bu küçük güzel köy, ağırlıklı olarak Rum nüfus tarafından iskan edilmektedir. Karşı kıyı kayalık, çorak ve kasvetli görünmesine rağmen, Emirgan’ın bulunduğu sahil hattı evlerle ve ağaçlarla süslenmiş, yeşil dokusuyla adeta bir inci gibi parıldamıştır. Gravürde de görülen en dikkat çekici mimari unsur, “mağribi üslupta” yapılmış zarif çeşmedir. Neredeyse göz kamaştırıcı bir beyazlığa sahip bembeyaz mermerden inşa edilen bu yapı, köyün ana caddesinin Boğaz’a açıldığı noktada konumlanmıştır. Beyazlığı neredeyse göz kamaştıran çeşme görkemli bir akçaağacın dallarının gölgesinde kalmaktadır. Geniş dallarını kubbe üzerine yayan görkemli bu akçaağaç ve benzer iki ağaçla birlikte, çevresinde serinlik sağlayan gölgelikler oluşturmuştur. Çeşmenin etrafında oluşan bu gölgelerde bulunan kahvehane iskeleleri ve ahşap teraslar halkın gündelik buluşma mekanları haline gelmiştir. Bu durum, çeşmenin yalnızca bir mimari unsur değil, aynı zamanda toplumsal hayatın merkezi olduğunu da göstermektedir. Emirgan’ın toplumsal manzarası da Batılı gözlemcilerin dikkatini çekmiştir. Kayıklarla Boğaz’ın akıntısında dans eden kalabalıklar, kadınların toprak kaplarla çeşmeden su taşımaları, meyve satıcılarının şehrin pazarlarına götürülmek üzere kayıklara yüklenmeye hazır halde sunduğu bol ve leziz meyveler, balıkçıların ağları ve geçen gemilerin güneş ışığında parlayan beyaz yelkenleri köyün canlı gündelik hayatını betimleyen ayrıntılar arasındadır. Kahvehanelerden yükselen müzik sesleri, dalga uğultusu ve yaprakların esintide çıkardığı ahenkli sesler, Emirgan’a bir tür pastoral armoni içinde tanımlamıştır. Tüm bu manzara öylesine serin, gölgeli ve sakin görünür ki, doğayı sevenlerin burayı bir köy olarak seçmelerine şaşmamak gerekir. Köyün iç dokusu da dikkat çekicidir. Denize açılan geniş cadde, bağların ve zeytinliklerin arasında yükselerek tepelere ulaşmaktadır. Osmanlı devlet adamlarından Ahmet Paşa’ya ait bakımlı bahçeler ve arkasındaki küçük orman, yaz aylarında Türk ve Rum hanımlarının sıkça gezinti yaptığı bir rekreasyon alanı olarak tarif edilmiştir. Burada dolce far niente (tatlı tembellik) anlayışıyla keyif süren kalabalıklar, kimi zaman eğlenceler düzenlemiş, kimi zaman ise ağaçların gölgesinde yabani çiçekler toplamışlardır. Emirgan’ın sakinleri arasında zengin Rum tüccarları da önemli bir yer tutmaktadır. Onların yazlık konakları, yeni boyalı cepheleriyle köye neşe katmakta ve köyün cazibesini artırmaktadır. Seyyahlar, bu yazlık köşkleri köyün ayrılmaz bir parçası olarak kaydetmiş, Emirgan’ı hem doğası hem de renkli toplumsal yaşamıyla Boğaziçi’nin en gözde yerleşimlerinden biri olarak değerlendirmiştir.