GRAVÜR DÜNYASI
Dijital Gravür Kütüphanesi
Şehzade Cami ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Sebili - William Henry Bartlett (1809-1854) - 1839
GOT0102K
Yüksek çözünürlüklü görseller için bizimle iletişime geçin.

Şehzade Cami ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Sebili

SanatçıWilliam Henry Bartlett (1809-1854)
Gravür YapanRobert Sands (1792-1855)
Basım Tarihi1839
Baskı TürüÇelik Baskı
KategoriOsmanlı İmparatorluğu ve Türkiye
KaynakThe Beauties Of The Bosphorus (London Published For Proprietors By Geo. Virtue 26 Ivy Lane, 1839)

Açıklama

Bu gravür, 19. yüzyılın başlarında İstanbul’un mimari ihtişamını ve gündelik yaşamını Batı dünyasına tanıtmayı amaçlayan oryantalist görsel belgelerden biridir. Gravürde, Şehzade Camii (Şehzadebaşı Camii) ile karşısındaki Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Sebili görülmektedir. İstanbul’un Fatih ilçesinde yer alan cami, Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1543 yılında 22 yaşında ölen oğlu Şehzade Mehmed’in anısına 1543-1548 yılları arasında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Osmanlı mimarisinde Mimar Sinan’ın “çıraklık eseri” olarak bilinen Şehzade Cami, merkezi kubbe düzeninin dengeli simetrisiyle Süleymaniye Cami ve Selimiye Cami gibi ustalık eserlerine giden yolda önemli bir kilometre taşıdır. Gravürde görülen çok kubbeli ve ritmik siluet, İstanbul’un 16. yüzyıldan itibaren gelişen klasik cami tipolojisini yansıtmaktadır. Gravürün sağ ön planında yer alan zarif sebil ise Lale Devri’nin önemli devlet adamlarından Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından 1720 yılında yaptırılmıştır. Barok etkiler taşıyan bu yapı, kıvrımlı hatları, kabartmaları ve zengin süsleme unsurlarıyla dönemin estetik anlayışını sergilemektedir. Osmanlı şehir dokusunda sebiller yalnızca hayır işlevi gören yapılar değil, aynı zamanda görsel prestij ve temsil öğeleri olarak da öne çıkmıştır. Nitekim Batılı gözlemciler, sebillerin ayrıntılı işlenişi üzerinden Osmanlı toplumunun hayır kurumlarına verdiği önemi merak ve hayranlıkla aktarmışlardır. Kompozisyon yalnızca mimariyle sınırlı kalmayıp gündelik hayatın canlılığını da ortaya koymaktadır. Sebilin önünde oturan ya da su içen insanlar, farklı kıyafetleriyle halk figürleri, ön plandaki öküz arabası ve çevredeki hareketlilik İstanbul’un çok kültürlü ve renkli sosyal dokusunu yansıtmaktadır. Dolayısıyla bu sahneler, gravürü yalnızca bir mimari kayıt olmaktan çıkararak aynı zamanda etnografik bir gözlem belgesine dönüştürmektedir.